Erdal Eren, öldürmediği bir jandarma erini öldürdüğü öne sürülerek öldürüldü. Daha yaşı on yediydi. Birçok kanıt vardı aslında onun o noktadan açtığı ateşle o askeri öldüremeyeceğine dair. Ama ne yapacaklardı ki? Asmayıp da besleyecekler miydi?(!)
Galatasaray-Fenerbahçe on yedi yaş altı maçında bir taraftarın Fenerbahçeli bir futbolcuya saldırması futbol dünyasında depreme neden oldu! Ama ne deprem… Kocaman bir herif nasıl olurda on altı on yedi yaşındaki küçücük(!) bir çocuğa saldırabilirdi? Taksim meydanında asmak gerekirdi o adamı!
Spor medyasının ‘en tarafsız’ yüzleri bile günlerce bu görüntü üzerine konuştular, değerlendirmeler yaptılar, saldıran adamın ne kadar ahlaksız, vicdansız olduğu konusunda ahkam kestiler. Bunu o kadar bencilce ve o kadar saldırganca yaptılar ki, o ‘küçücük çocuğa’ saldıran adamdan bile daha saldırgan oldular. Ama bir şeyi unuttular, haberciliğin ilk ilkesini! ‘Neden’ sorusunun cevabını…
Tüm yayınları izlerken ben de kendime sordum bu soruyu, neden? Kocaman adamların (yaşça değil, akılca) çıkıp saatlerce konuştuğu bu konuda, ben bu sorunun cevabını bulamadım. Herkes olayın ne kadar yanlış olduğundan bahsediyordu ama bu kişinin niye böyle bir şey yaptığına dair kimse bir açıklama yapmıyordu. Galatasaray yönetimi özürler diliyor, ultraslan ise ‘Bunu yapan bizden değildir.’ mesajı veriyordu. Medyada kullanılan görüntüler Fenerbahçe Televizyonu’ndan alınmış görüntülerdi. Sanki bir şeyler eksikti… Neden? Yani bu adam niye kalkıp da sahaya dalmış üstüne üstlük çocuğa uçan tekmeyi yapıştırmıştı.
Televizyon kanalında, saldıran kişinin ismi açıkça söylendiğinde bir an şaşkına döndüm. Birincisi, böyle bir olaya karışmış birisini televizyon ekranlarından ismi ve soy ismi ile ifşa etmek tam anlamıyla, bu adam birine saldırdı, siz de bu adama saldırın demekle eş değerdi. Yani yapılan yanlışı yanlışla düzeltme isteği. Medya kendisini mahkeme yerine koymuş, nedeni bile belli olmayan bir konuda yargıya varmış ve adeta Fenerbahçe seyircisine suçluyu teslim etmişlerdi. Çok geçmeden bu saldırıyı yapanın ismi ve resimleri Fenerbahçe taraftar forumlarında dolaşmaya başladı. İnternet üzerinden ağır hakaretler ve ağır tehditlerde bulunuldu.
İkincisi ise, Galatasaray tribünleri hakkında az çok bir şeyler bilen birisi olarak bu ismi –ismen- tanımamdı. Hemen teyit ettirdim. Ultraslan’ın bizden değil dediği bu isim, o çok konuşulan kareografileri gecesini gündüzüne katarak yapan ekibin lideriydi. Ayrıca, Galatasaray tribünlerinin ‘karanlık’ yüzü değil aksine herkesin sevdiği aydınlık yüzlerinden biriydi. Bu ‘tribüncülük’ işini çıkar gözetmeden yapan ender kişilerden biriydi. Yani tribüncülük işini, ‘iş’ olarak görmeyenlerdendi.
Ve hala ‘Neden?’ sorusunun cevabını bulabileceğim bir yayın organına rastlamamıştım.
Daha olayın iç yüzünü bilmeden, aklıma on altı on yedi yaşımdaki hallerim geldi. Kanın deli aktığı zamanlardır o yaşlar. Çocukluktan delikanlılığa geçiş dönemidir tam anlamıyla. Şöyle bir dönüp yirmi iki yıllık hayatıma baktığımda ise en çarpıcı hataları yaptığım yaşlardır. O dönemler oynadığım okul takımında rakip seyirciyi tahrik en çok gördüğüm şey idi. Birçok yanlışın doğru olarak görüldüğü, yapılan yanlışların bir şekilde mantığa bürünebildiği yıllardır o yıllar. Medyanın bu on altı on yedi yaşındaki gençlere ‘kundaktaki bebek’ muamelesi beni şaşırtmıştı. Aklıma işte o an, yazdığım yazının içeriğiyle pek bağdaşmayan bu olay geldi. Bu ülkede on yedi yaşında çocuklar, işkenceyle, kurşunla, bıçakla defalarca kez öldürüldü… Erdal Eren, sadece on yedi yaşındaydı…
Neden sorusunun cevabını, bu cevabı vermekle mükellef olan medyadan değil de, o gün o maça gitmiş olan bir arkadaşımdan öğrendim. Olaya bizzat şahit olmuştu. Aslında olayın gerçekte ne olduğunun da artık pek bir önemi yoktu. Cezayı, medya çoktan kesmişti!
Yaşananları ‘ikinci ağızdan’ size aktarıyorum. Olaylar, Fenerbahçe kalecisinin, Galatasaraylı oyuncuyla tartışmasıyla başlıyor ve bu kavgaya dönüşüyor. Fenerbahçeli oyuncuların ailelerin oturduğu yerin hemen önünde başlayan olaya, birkaç tane Fenerbahçeli oyuncunun ailesi de karışıyor. İpin koptuğu nokta ise, Fenerbahçeli antrenörün de olaya dahil olup, Galatasaraylı oyuncuyu tartaklaması. Bunu gören Galatasaray seyircisi dayanamayıp sahaya atlıyor ve malum hepimizin izlediği, spor dünyasının usta kalemlerinin günlerce üstüne yazıp çizdiği, konuştuğu görüntüler meydana geliyor.
Benim gibi ‘sıradan’ bir kişinin bile aklına gelen bu soru, kimsenin aklına gelmiyor mu? Bize izletilen görüntüler, neden hep uçan tekmeyle başlıyor. Uçan tekme öncesi orada bir arbede olduğu belli ama onun nasıl başladığı hiçbir yerde yok. Galatasaray Televizyonu niye elindeki görüntüleri vermiyor? Bunlar cevaplanmayan sorular. Ama olayın birinci tanıklarından biriyle konuşmamdan yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki, polisin elinde bu görüntüler mevcut.
‘Ne olursa olsun, şiddete şiddetle karşılık verilmemeli.’ Bu sıradan bir cümledir bana göre. Mesela alkol de içilmemeli, sigara da içilmemeli. Küfür edilmemeli, kavga edilmemeli. Bu yapılmamalı, olmamalı ile biten cümleler lafta kalan cümlelerdir. Evet, olmaması gereken hareketler vardır çokça, ama olmaması gereken bu davranışları insan olan çokça yapar. İnsanların aidiyet duygusu vardır. Kimi bir takıma bağlanır, kimi bir siyasi ideolojiye, kimi ise bir şehre. Gönül verdiğin takımın futbolcusunu dayak yerken görüp de, kendisine hakim olmak kimi için mümkün olabilir, ama kimi için de olmayabilir. Adam öldürmede bile bir tahrik olup olmadığına bakılır, varsa etkisi göz önüne alınır ona göre ceza verilir. Aslında sorunumuz bu da değil. Benim gibi ‘sıradan’ birinin ulaşabileceği bu tip bilgilere, transfer döneminde her yerde istihbaratı olduğunu iddia eden güzide medyamızın nasıl ulaşamadığı? Ya da ulaşmadığı…
Bu ülkede çok on yedi yaşlar öldü… Erdal Eren, onlardan sadece biriydi. Yapmadığı bir suç ona yıkıldı. Bu çocuk bu çocuğu öldürdü dediler, hayatta olanı da onlar öldürdüler. Şimdi de bu adam bu çocuğu dövdü diyorlar, neden olduğunu söylemeden, bilmeden. Cezayı da kendileri kesiyorlar. ‘Sıradan insanları’, daha da sıradanlaştırıyorlar.
Sıradan bir insan.